Bartın Ahşap Evleri,
Osmanlı Döneminin sivil mimari örneklerini sergileyen ve yakın tarihi özetleyen birer tablo gibidir. 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra uygulanan reformlar, kent dokusunu da etkilemiş; modernleşme süreci bina yapım yöntemleri, plan şeması, cephe tasarımı ve süsleme açısından batılı düşünceleri yansıtarak devam etmiştir. Art Nouveau ve Barok sanatlarını yansıtan Bartın Evleri; Genellikle iki katlı ve “Daraba” denilen ağaç çitlerle çevrili bahçe içindedir. Katlar ahşap-karkas olup, zemin katları taştır. “Gulluk” denilen giriş bölümü ile bahçelerdeki yürüme alanları kayrak taşlarla kaplıdır. Her bahçede taştan yapılmış bir kuyu bulunur. Geleneksel evler mümkün olduğunca çok pencerelidir. Bunlar, özgün giyotin pencereler olup, sadece merdiven ve cumbaları aydınlatanlar yuvarlak formludur. Pencereler arasında yer alan ve “Kuşluk” denilen silmeler tüm yapıyı kuşatmaktadır. Evlerin pencereleri, merdivenleri ve tavanları birer süsleme öğesidir. Bartın evlerinin en önemli bölümünü oluşturan iç mekanlardır. Evlere, iki kanatlı bir kapıdan, “Gulluk” bölümünden girilir. Bu bölüm, aynı zamanda üst katlara geçişi de sağlayan bir ara mekandır. Evler, bir sofa etrafında yer alan odalardan oluşur. Sofaya “Dışar”, odalara ise “İçer” denilmektedir. Odalarda işlevsel özelliklere göre gömme olarak yapılmış “Yük Dolabı”, “Hamam” ve “Ocak”, Gulluk veya Mutfakta ise “Hergil Dolabı” bulunmaktadır. “Hum İçer” denilen Ocaklı odaları bulunan evler günümüze ulaşamamıştır.
TAŞHAN – BARTIN
1832-1835 yılları arasında Hacı Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. 24,25 x 23,70 m.lik alanı kaplamakta olup, iki katlı, dikdörtgen planlı ve açık avluludur. 18 odası, 16 tonozlu bölmesi vardır. Halen şahıs mülkiyetinde ticari amaçla kullanılmaktadır. Kent merkezinde, Hükümet caddesindedir.
DERVİŞOĞLU HANI – BARTIN
1897 yılında Dervişoğlu Ali ve Osman Kardeşler tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgene yakın planlı, iki katlı ve revaklıdır. Birinci katta 7, ikinci katta 9 odası vardır. Yapı malzemeleri taş ve tuğla olup, sonradan restore edilmiştir. Halen ticari depo olarak kullanılmaktadır. Karakaş caddesindedir.

Camiler ve Kliseler
Dini Yapılar
Halilbey Camii (Yukarı Cami): Bartın şehir merkezindedir. 1872 yılında Halil Bey tarafından yaptırılmıştır. Kubbesiz, dikdörtgen planlı, iki sıralı 45 pencere ile aydınlanan kagir bir yapıdır. Salon boyutları 12×13 m’dir.
İbrahimpaşa Camii (Orta Cami): Bartın çarşısındadır. Bosna Valisi İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yapım yılı bilinmemekle birlikte 150 yıllık bir geçmişe sahip olduğu tahmin edilmektedir, 1864 ve 1897 yıllarında iki yangın geçirdiği, 1898 yılında yeniden yaptırılarak 1901 yılında ibadete açıldığı bilinmektedir. 1968 yılında deprem sonrası tamir görmüştür. 12′si büyük kubbenin etrafında olmak üzere 32 pencerelidir.Kare planlı, tek kubbeli ve tek minarelidir. Ana malzeme; köşelerde blok kesme taş, diğer kısımları moloz taştır. Altında 11 adet dükkân bulunmaktadır.
Şadırvan Camisi (Aşağı Cami): 1903-1905 yıllarında halktan toplanan paralarla yaptırıldığı söylenmektedir. Minaresinin ise 1913 yılında yapıldığı şerefedeki kitabeden anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı olup, duvarları köşelerde kesme taş, diğer kısımları tuğla ve moloz taştan harçla yapılmıştır. Kırk pencere ile aydınlanan ferah iç mekanlara sahiptir. Altında dükkanlar bulunmaktadır. Minaresi, kuzeybatı köşesinde kesme taştan çok köşeli olarak yapılmıştır.
Amasra Fatih Camii: 9. yüzyılda Amasra Kalesi içinde yapılmış eski bir Bizans kilisesidir. Amasra’nın fethi sırasında 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilmiştir. Dönemin tüm yapı özelliklerini taşıyan yapının Narthex (İlk Cemaat) bölümü ve Ambon (Lapsis) çıkıntısı sonradan mekana katılmıştır. 19×11 m boyutlarındaki cami, 1887 yılında dört duvarı dışında mekanı örten ve yer yer yıkılma tehlikesi gösteren beşik tonoz örtüsü kaldırılmış, ahşap tavan ve çatı yapılarak büyük bir onarımdan geçirilmiştir.
İçkale Mescidi: Amasra Kalesi içinde, eski bir şapeldir. 15. yüzyılda mescide dönüştürülmüş, 1930 yılında ibadete kapatılmıştır.
9. yüzyılda çok itinalı bir tuğla-taş örgü sistemi ile yapılan şapel, 11×7 m. boyutlarındadır. Ambon tonozunda “İsa Peygamber’in Göğe Yükselişi” (Ascension) sahnesini hatırlatan izler; ambon, narteks ve duvarlarının ise, renkli ve dinsel konulu duvar resimleri (fresk) ile süslü olduğu görülmektedir. Ancak duvarlar ince bir sıva ile kapatıldığından, bu freskolar zamanla düşen sıva tabakaları altından yer yer ortaya çıkmakta ve tahribata uğradığı anlaşılmaktadır.
Aya Nikolas Kilisesi: 1319 yılında Bartın’daki Rum Cemaati tarafından Bartın merkezinde yaptırılan ve 1936 yılından itibaren bir süre elektrik santralı olarak kullanılan bu tarihi yapı, 1955 yılında restore edilmiş olup, kültür evi olarak hizmete açılmıştır.
Amasra Küçüktepe Martyriumu: Uzun yıllar Roma ve Bizans yönetiminde kalan Amasra’nın, Ereğli ile birlikte Hıristiyanlığın gizlice örgütlendiği ve M.Ö. 1. yüzyıl sonları ile 2. yüzyılda bütün imparatorlukta etkisi hızla yayılan Hıristiyanlığın hayli taraftar bulduğu ilk yerlerden olduğu söylenmekte, 9. yüzyılda Kırım ile ilişkisi bulunan etkin bir başpiskoposluk merkezi olduğu bilinmektedir.
Yeraltı Çarşısı: Amasra’da bulunan ve Roma dönemine ait olduğu sanılan çarşının en önemli bölümü Tomaşkuyusu mevkiindedir. Bedestendeki yapı tekniklerinin aynen uygulandığı 17 m’lik bir ana galeri ile buraya açılan yaklaşık 50 odadan oluşmaktadır. Güneye ve batıya doğru gidildikçe antik şehir alanlarında yer yer geniş kanalizasyonlara ve kanalizasyon bacalarına rastlanır.
Hisarkale Mahzeni: Kurucaşile’de, tarihi Kromna kentinin merkezi olan Tekkeönü köyünün Hisarkale mevkiindedir. Tekkeönü Kalesi’ne ait kalıntılarla bütünleşen ve kale içinden denize kadar uzanan bir dehliz ile 7 adet kaya kuyusundan oluşmaktadır. Dönemi bilinmemekle birlikte kuyuların, Kromna halkınca savaşta erzaklarını saklamak için kullanıldığı, dehlizin gerektiğinde kaleden denize kaçış dehlizi olduğu ve denize açılan kapısının liman yapımı sırasında doldurulduğu söylenmektedir.
Ebu Derda Türbesi: Hz. Peygamberimizin Sancaktarı Ebu Derda Hazretlerine ait olduğu söylenir. Ancak; tarihi kaynaklara göre, Hicretin 50. yılında İstanbul’un kuşatılması sırasında bu bölgeden geçerken buralarda bir süre kaldığı tahmin edilen Ebu Derda Hazretleri hatırasına sonradan bir türbe yapıldığı ve burasının manevi bir makam olarak kabul edildiği olasıdır. Türbenin, belgelenemeyen bir rivayete göre Bartın Müftülerinden Toscuoğlu Hacı Rıfat Efendi tarafından yaptırıldığı söylenmekte, yılı bilinmemektedir. Eldeki kaynaklardan, takriben yüz yıl kadar önce tamamen yandıktan sonra onarıldığı anlaşılmaktadır. Günümüze sadece bir taş lahidi ulaşan ve yanında küçük bir cami ile kavşak suyu çeşmesi ve bir kuyu bulunan türbe, manevi makam olarak hayli ziyaretçi çekmektedir.
Kuş Yakası Yol Anıtı
et Kartalı ile birbirini tamamlayan iki kitabe, oturma sedirleri ve kaya nişlerini kapsamaktadır. Anıta ait , Kral Heykeli ve Hakimiyet Kartalı’nın başları tahrip olmuştur. Birisi kral figürünü çevreleyen Niş’in üstünde, diğeri kabartmalardan uzakta ve batıda bulunan birbirini tamamlayan kitabelerde; “Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Germanious’un yüceliği için G.J.Aguilla dağı yardı ve bu dinlenme yerini kendi özel ödeneği ile yaptırdı” ifadeleri bulunmaktadır. Eni 5 m.yi bulan Roma karayolunun son izleri bu anıtın önünde, yüzyıllarca kullanımın aşınmışlığı ile görülürken, anıtın yapıldığı zaman yanında muhtemelen bir Anıtsal Çeşme’yi (Nymphaion) de kapsadığı, fakat zamanla bu çeşmenin yıkıldığı kalıntılardan anlaşılmaktadır. Ayrıca; Roma Dönemine ait, aynı mahiyette, fakat çok sade bir anıtın izleri de Amasra’ya hakim Savrankaya Tepesi’nde görülmektedir. 


TARİHİ VE ARKEOLOJİK DEĞERLER
ANTİK KENTLER
Tarihi Paphlagonia kentleri arasında Tios (Filyos), Sesamos (Amastris), Kromna (Tekkeönü), Kytoros (Gideros), Abonou Teikhos (Abana), Aigialos (Cide), Kinolis (Çatalzeytin), Krateia (Gerede), Dadybra (Safranbolu), Hadrianopolis (Eskipazar), Pompeiopolis (Taşköprü), Gangra (Çankırı) ve Erythinoi (Çakraz) bulunmaktadır.
Antik çağ kentlerinden Sesamos, Kromna ve Erythinoi ise Bartın İli içerisindedir.
Amasra
Üçbin yıllık tarih serüveninde Sesamos-Amastris-Samastro-Amasra isimlerini alan ve Amazonlar tarafından kurulduğunu savunulan Amasra; bazen bağımsız bir site, bazen müstemleke, bazen küçük bir krallık, bazen de eyalet merkezi; zaman zaman önemini yitirmiş ama hiçbir zaman terk edilmemiştir.
Sesamos Sitesinden Osmanlı Amasra’sına kadar en az 11 büyük medeniyete ev sahipliği yapan Amasra’da bir medeniyetler yığınının olduğu bilinmektedir. Ancak, kentin çok sınırlı ve dar arazi üzerinde kurulu olması, her bir medeniyetin önceki dönemlerin izlerini yok ederek yeni kenti bu yığının bir bölümü üzerine inşa edilmesini zorunlu kılmıştır. Şüphesiz bunda yerleşme ve savunma ihtiyaçları ile inanç farklılıklarının da payı bulunmaktadır.
M.Ö.7.yy. başlarında bölgeye yerleşen ve İonların soyundan gelme Megaralı göçmenler tarafından Akropol, Rıhtım, Agora ve tapınaklar inşa edilmiştir.
M.S 302-286 yılları arasında Kraliçe Amastris tarafından yönetilen Sesamos; Tium (Filyos-Hisarönü), Kromna (Tekkeönü-Hisar) ve Kytoros (Gideros) sitelerinden oluşan şehir devletinin (Symoikismos Siteler Birliği) merkezi olmuştur. 16 yıllık iktidarında Kraliçe Amastris, 295 yılında bağımsızlığını duyurarak adına paralar bastırmış, kenti sanatsal ağırlıklı yapılarla donatmış ve görkemli bir site oluşturmuştur. Akropol, kutsal sunaklar, tapınaklar, rıhtımlar, şehir surları, agora ve halk mahalleleri ile Babil Kraliçesinin “Asma bahçeleri”nin benzerleri olan ve aralarında onar metre açıklık ve içlerinde gizli dehlizlerin bulunduğu on dokuz kemer üzerine yapılan teraslar önemli sanatsal yapılardır.
M.Ö. 70 yıllarında Roma İmparatorluğunun egemenliğine giren bölgede Bitinya ile Pontus’un Paflagonya’daki bölümü, Bitinya-Pontus Eyaleti olarak Satraplıkla yönetilmeye başladı. Amasra da bu Eyaletin Pontus bölümü Başkenti oldu.
M.S.1.yy’da doğru Amastris’in Nicomedia (İzmit) ile Amasia arasındaki Roma karayoluna bağlanması için Amastris- Gerede karayolu ile Kuşkayası Anıtı’nın yapımına izin verilmiştir. Eni 5 mt’yi bulan Roma karayolunun son izleri bu anıtın önünde, yüzyıllarca kullanımın aşınmışlığı ile görülmektedir. İmparator Traianus döneminde (M.S.98-117) ise imar çalışmaları daha da hızlanmış; Form, Eyalet Meclis sarayı, Arter (Şeref Yolu), Tiyatro, Akropol, tapınaklar, cadde ve lağım şebekeleri yapılarak planlı bir kent görünümü sağlanmıştır.
M.S. 395 yılında Doğu-Batı (Roma-Bizans) ayrılışı sonrası Amastris, artık Bizans sınırları içindedir. Bin yıllık Bizans dönemi, Amastris Şehrinin en iyi dönemlerinden birisidir. Kent Ticari açıdan büyük bir refaha kavuşmuş ve sanat dallarında önemli gelişmiş sağlanmıştır. 8.yy’a doğru eski roma yol şebekesi onarılmış, kalelerin tahkimi yapılmıştır.
Bizans’ın iyice zayıfladığı dönemde 1263 yılında Cenovalılara kiralanan Amastris’e tüccar gemiciler yerleşmiştir. 13. yy’da yapılan konsolos sarayı ile loggialar ve sarnıçlar Cenova dönemine ait eserlerdir.
Günümüzde, Antik kentin görünen yüzü kültür turizminin oluşmasını sağlayan değerlerdir. Diğer görünemeyen büyük bir bölümü ise, kurtarma ve inşaat kazılarından ya da bu konuda yayınlanmış eserlerden anlaşıldığı üzere toprak altında 1,5-4,5 metre derinliklerdedir.
Erythinoi (Çakraz)
Erythinoi, Helen dilinin çoğul üretme kuralına göre, erythinos sözcüğünün çoğul biçimidir. Dolayısıyla Erythinos’lular ya da kızıl anlamına gelmektedir.
M.Ö. 1200 yıllarını kapsayan İlyada Destanı’nda Erythinoi’ye rastlanılmamaktadır. M.S. 1.yy başlarında yaşayan Strabon, bu medeniyeti “… bunlar iki yüksek kayadır” şeklinde tarif etmiştir. Hirschefeld, 1880 yılında Çakraz’a 1 km. uzaklıktaki Bozköy civarlarında, mermerden yapılmış eserlere rastladığını söylemektedir. Kalinka ise Bozköy’ün kuzeydoğu yönüne doğru bir saat yürümek kaydıyla bir kaya yüzeyinde, onbeş genç erkek ile bir tanrıçanın sevişmesini canlandıran kabartmaya rastladığını belirtmiştir.
Dolayısıyla ilkçağın ileri dönemlerinde; Amasra’dan 14 km. uzaklıkta ve doğu yönündeki Çakraz’da bir kentçiğin kurulduğu tahmin edilmektedir.
Kromna (Tekkeönü)
Kromna’nın eski bir kent olduğu İlyada Destanı’nda anılmasından belli olmakla birlikte, kentin kuruluş ya da ilkçağ tarihçesi aydınlatılamamıştır.
Sesamos’a (Amasra) paralel bir tarihi geçmişi vardır. Kromna’nın Amastris’te olduğu gibi kendi adına para bastırdığı yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir. Kromna paraları niteliksel olarak Amastris paralarına benzemektedir.
Kromna, büyük olasılıkla Kurucaşile’nin 7-8 km doğusunda yer alan Tekkeönü Köyü’nün eski adıdır. Bazı kaynaklarda da Kromna’nın Kurucaşile olduğu ileri sürülmektedir. Ruge/Bittel “Paphlagonia” bölümünde, Kromna ile ilgili Tekkeönü’nde bulunan yazılı bir taşın başka bir yerden buraya getirildiğini belirtmektedir.
ANTİK KENTLER
Tarihi Paphlagonia kentleri arasında Tios (Filyos), Sesamos (Amastris), Kromna (Tekkeönü), Kytoros (Gideros), Abonou Teikhos (Abana), Aigialos (Cide), Kinolis (Çatalzeytin), Krateia (Gerede), Dadybra (Safranbolu), Hadrianopolis (Eskipazar), Pompeiopolis (Taşköprü), Gangra (Çankırı) ve Erythinoi (Çakraz) bulunmaktadır.
Antik çağ kentlerinden Sesamos, Kromna ve Erythinoi ise Bartın İli içerisindedir.
Amasra
Üçbin yıllık tarih serüveninde Sesamos-Amastris-Samastro-Amasra isimlerini alan ve Amazonlar tarafından kurulduğunu savunulan Amasra; bazen bağımsız bir site, bazen müstemleke, bazen küçük bir krallık, bazen de eyalet merkezi; zaman zaman önemini yitirmiş ama hiçbir zaman terk edilmemiştir.
Sesamos Sitesinden Osmanlı Amasra’sına kadar en az 11 büyük medeniyete ev sahipliği yapan Amasra’da bir medeniyetler yığınının olduğu bilinmektedir. Ancak, kentin çok sınırlı ve dar arazi üzerinde kurulu olması, her bir medeniyetin önceki dönemlerin izlerini yok ederek yeni kenti bu yığının bir bölümü üzerine inşa edilmesini zorunlu kılmıştır. Şüphesiz bunda yerleşme ve savunma ihtiyaçları ile inanç farklılıklarının da payı bulunmaktadır.
M.Ö.7.yy. başlarında bölgeye yerleşen ve İonların soyundan gelme Megaralı göçmenler tarafından Akropol, Rıhtım, Agora ve tapınaklar inşa edilmiştir.
M.S 302-286 yılları arasında Kraliçe Amastris tarafından yönetilen Sesamos; Tium (Filyos-Hisarönü), Kromna (Tekkeönü-Hisar) ve Kytoros (Gideros) sitelerinden oluşan şehir devletinin (Symoikismos Siteler Birliği) merkezi olmuştur. 16 yıllık iktidarında Kraliçe Amastris, 295 yılında bağımsızlığını duyurarak adına paralar bastırmış, kenti sanatsal ağırlıklı yapılarla donatmış ve görkemli bir site oluşturmuştur. Akropol, kutsal sunaklar, tapınaklar, rıhtımlar, şehir surları, agora ve halk mahalleleri ile Babil Kraliçesinin “Asma bahçeleri”nin benzerleri olan ve aralarında onar metre açıklık ve içlerinde gizli dehlizlerin bulunduğu on dokuz kemer üzerine yapılan teraslar önemli sanatsal yapılardır.
M.Ö. 70 yıllarında Roma İmparatorluğunun egemenliğine giren bölgede Bitinya ile Pontus’un Paflagonya’daki bölümü, Bitinya-Pontus Eyaleti olarak Satraplıkla yönetilmeye başladı. Amasra da bu Eyaletin Pontus bölümü Başkenti oldu.
M.S.1.yy’da doğru Amastris’in Nicomedia (İzmit) ile Amasia arasındaki Roma karayoluna bağlanması için Amastris- Gerede karayolu ile Kuşkayası Anıtı’nın yapımına izin verilmiştir. Eni 5 mt’yi bulan Roma karayolunun son izleri bu anıtın önünde, yüzyıllarca kullanımın aşınmışlığı ile görülmektedir. İmparator Traianus döneminde (M.S.98-117) ise imar çalışmaları daha da hızlanmış; Form, Eyalet Meclis sarayı, Arter (Şeref Yolu), Tiyatro, Akropol, tapınaklar, cadde ve lağım şebekeleri yapılarak planlı bir kent görünümü sağlanmıştır.
M.S. 395 yılında Doğu-Batı (Roma-Bizans) ayrılışı sonrası Amastris, artık Bizans sınırları içindedir. Bin yıllık Bizans dönemi, Amastris Şehrinin en iyi dönemlerinden birisidir. Kent Ticari açıdan büyük bir refaha kavuşmuş ve sanat dallarında önemli gelişmiş sağlanmıştır. 8.yy’a doğru eski roma yol şebekesi onarılmış, kalelerin tahkimi yapılmıştır.
Bizans’ın iyice zayıfladığı dönemde 1263 yılında Cenovalılara kiralanan Amastris’e tüccar gemiciler yerleşmiştir. 13. yy’da yapılan konsolos sarayı ile loggialar ve sarnıçlar Cenova dönemine ait eserlerdir.
Günümüzde, Antik kentin görünen yüzü kültür turizminin oluşmasını sağlayan değerlerdir. Diğer görünemeyen büyük bir bölümü ise, kurtarma ve inşaat kazılarından ya da bu konuda yayınlanmış eserlerden anlaşıldığı üzere toprak altında 1,5-4,5 metre derinliklerdedir.
Erythinoi (Çakraz)
Erythinoi, Helen dilinin çoğul üretme kuralına göre, erythinos sözcüğünün çoğul biçimidir. Dolayısıyla Erythinos’lular ya da kızıl anlamına gelmektedir.
M.Ö. 1200 yıllarını kapsayan İlyada Destanı’nda Erythinoi’ye rastlanılmamaktadır. M.S. 1.yy başlarında yaşayan Strabon, bu medeniyeti “… bunlar iki yüksek kayadır” şeklinde tarif etmiştir. Hirschefeld, 1880 yılında Çakraz’a 1 km. uzaklıktaki Bozköy civarlarında, mermerden yapılmış eserlere rastladığını söylemektedir. Kalinka ise Bozköy’ün kuzeydoğu yönüne doğru bir saat yürümek kaydıyla bir kaya yüzeyinde, onbeş genç erkek ile bir tanrıçanın sevişmesini canlandıran kabartmaya rastladığını belirtmiştir.
Dolayısıyla ilkçağın ileri dönemlerinde; Amasra’dan 14 km. uzaklıkta ve doğu yönündeki Çakraz’da bir kentçiğin kurulduğu tahmin edilmektedir.
Kromna (Tekkeönü)
Kromna’nın eski bir kent olduğu İlyada Destanı’nda anılmasından belli olmakla birlikte, kentin kuruluş ya da ilkçağ tarihçesi aydınlatılamamıştır.
Sesamos’a (Amasra) paralel bir tarihi geçmişi vardır. Kromna’nın Amastris’te olduğu gibi kendi adına para bastırdığı yazılı kaynaklardan öğrenilmektedir. Kromna paraları niteliksel olarak Amastris paralarına benzemektedir.
Kromna, büyük olasılıkla Kurucaşile’nin 7-8 km doğusunda yer alan Tekkeönü Köyü’nün eski adıdır. Bazı kaynaklarda da Kromna’nın Kurucaşile olduğu ileri sürülmektedir. Ruge/Bittel “Paphlagonia” bölümünde, Kromna ile ilgili Tekkeönü’nde bulunan yazılı bir taşın başka bir yerden buraya getirildiğini belirtmektedir.







